Bugun...


BEBEK BAĞIŞIKLIĞINI GÜÇLENDİREN 5 ADIM
Tarih: 08-01-2024 12:00:00 Güncelleme: 08-01-2024 12:04:02 + -


Çocukların ya da yetişkinlerin bağışıklık sisteminin güçlenmesi sürecinde beslenmenin ve çeşitli egzersizlerin önemi çok büyük. Ancak iş, bebeklerin bağışıklık sistemine gelince kafalar karışabiliyor. Ebeveynlerin merak ettiği bebek bağışıklığının güçlenmesinde ise anne sütü büyük önem taşıyor. Memorial Şişli Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Hatice Bulut, bebeklerde bağışıklığın güçlendirilmesi hakkında bilgi verdi.

facebook-paylas
Tarih: 08-01-2024 12:00

BEBEK BAĞIŞIKLIĞINI GÜÇLENDİREN 5 ADIM

 

“Yine mi burnu akıyor?”, “Bebeğim öksürüyor”, “Acaba doğru giydiremiyor muyum da hasta
oluyor?”, “İlk zamanlar hastalanmamıştı”, “Ne yapabilirim de hastaneye gitmeyiz?” gibi
cümleler pek çok ebeveynin ortak söylemi. Genellikle ebeveynler, bebeklerinin
hastalanmaması için ellerinden geleni yapıp, hekimlere de vitamin takviyelerinden, beslenme
programına kadar pek çok soru sormaktadır. Bebek bağışıklığının güçlenmesi ve onların
hastalıklardan korunmasını sağlamak için birçok yol bulunmaktadır. Bu yolları şöyle
sıralamak mümkündür:
1) Anne sütü: Antikor olarak adlandırılan savunma sistemi askerleri, bebeklere
annelerinden plasenta aracılığı ile geçmekte ve bebekleri yaklaşık 6 aylık oluncaya kadar
çeşitli hastalıklara karşı korumaktadırlar. Bundan sonraki koruma ise bebeklerin anne
sütüyle aldıkları antikorlar tarafından sağlanmaktadır. Anne sütünde bulunan
“immünoglobulin A” bağışıklık ve hastalıklardan korunma için önemlidir. Ayrıca
“laktoferrin” olarak adlandırılan başka bir anne sütü bileşeni ise; gelişmek için demire
ihtiyaç duyan bakterilerin çoğalmasını demiri bağlayarak önlemektedir. Bir başka önemli
bileşen ise anne sütünün prebiyotik içeriğidir. Anne sütündeki prebiyotikler; bebek
bağırsağında bulunan “Bifidobacterium bifidum” olarak isimlendirilen faydalı bakterilerin
gelişimini destekler. Böylece bebek bağırsağına yerleşerek olası hastalık yapabilecek
bakteriler önlenir. Anne sütünün sadece bağışıklık üzerine yazılsa bile uzayıp giden
bilgileri mevcuttur. Hala da bu konuda bilimsel pek çok çalışma devam etmektedir. İlk 6
ay olabildiğince anne sütü ile bebekleri beslemek gerekir.
2) Anne ve babalar sigara kullanmamalı: Sigara dumanında 4000’den fazla kimyasal
bileşen vardır. Bu kimyasallardan özellikle nikotinin ve karbonmonoksitin gebelikte
bebeğin içinde barındığı rahim, kan ve göbek kordonu damarlarında da daralmaya neden
olur. Bebek ve anne arasındaki besin ve gaz alışverişinin azalması ile sonuçlanan bu
durumda anne karnındaki bebek yetersiz beslenir ve bebekte gelişim geriliği, ileriki
yaşlarda alerji, astım, orta kulak iltihabı gelişimi ve bağışıklık sistemine yönelik sorunlar
oluşabilir.
3) Probiyotik alımı, süt çocuğu beslenmesinde artırılmalıdır: Probiyotik kısaca “Belirli
miktarlarda alındıklarında sağlığı olumlu yönde etkileyen mikroorganizmalar” şeklinde
tanımlanabilir. Çocuklarda da kullanabileceğimiz; probiyotikler başlıca yoğurtlar, peynir,
kefir, turşudur. Bu fermente gıdalarda probiyotik olarak Laktobasiller, Bifidobakteriler ve
diğer pek çok probiyotik özellikte mikroorganizma bulunmaktadır.
4) Probiyotiklerin yanında prebiyotik gıdalara da beslenmede yer vermek
gerekmektedir: Söyleniliş şekli benzese de Probiyotiklerden farklı olarak prebiyotikler;
kalın bağırsakta yaşayan probiyotik özellikte faydalı bakterilerinin artışını destekleyerek
insan sağlığını olumlu yönde etkileyen, fermente olabilen sindirilmeyen karbonhidrat
grubu besin bileşenleridir. Dört ana grupta prebiyotik vardır: İnulin, fruktooligosakkaritler
(FOS), laktuloz (LOZ) ve galaktooligosakkaritler (GOS). Çocuklarımızın beslenmesinde
başlıca yer verebileceğimiz prebiyotik özellikte gıdalar ise soğan, sarımsak, muz, enginar,
pırasa, kuşkonmaz, baklagillerdir.

5) Hijyen hipotezi: Yapılan araştırmalar göstermiştir ki; bir çocuğun bağışıklık sistemi ile
ilgili hayat seyrini değiştirebilen çevresel etkenler; geçirdiği enfeksiyonlar, aşılar,
beslenme şartları, bağırsak mikrobiyotası çeşitliliğidir. Bu noktada değinilmesi gereken
önemli bir konuda “hiyen hipotezi”dir. Basit anlatış ile “Köyde, tarlada toprak içinde
oynayan, her düştüğünde eli dezenfektanla silinmeyen çocuklarımız daha az
hastalanırken; el bebek gül bebek büyüttüğümüz ama apartman dairesi içine hapsolan,
elinde sürekli tablet olan sokak oyunu pek bilmeyen çocuklarımız çok daha sık hasta...”
Hijyen hipotezine göre ekonomik ve sosyal gelişime paralel olarak gitgide doğal
yaşamdan uzaklaşmak bağışıklık sistemimizin farklı yönde davranışlarına neden
olmaktadır. Kalabalık aile yaşamından çekirdek aile yaşamına geçiş, tütün dumanı ve
şehirlerde kirli hava maruziyetinin artması, genetiği değiştirilmiş gıdalar ve paketlenmiş
gıdalarla beslenmenin ister istemez artması alerjik hastalıkların çoğalmasına zemin
hazırlamaktadır. Bu süreç uzadıkça yabancı maddelere karşı bağışıklık sistemimizin
vermesi gereken cevaplarda farklılaşmalar meydana gelmektedir ve vücudumuza zararı
olmayan yabancı maddelere karşı da ımmunglobulin E olarak adlandırılan antikorlar
üretilmeye başlar. Kalabalık şehirlerdeki “alerjik çocuk” tanılarını biraz da bu nedenle artık
sık görmekteyiz...






FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER SAĞLIK Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
YUKARI