|
Tweet |
Balbay, gazetecilerin, “Cumhuriyet’te yeniden yazmaya ne zaman başlayacaksınız"
sorusuna şu karşılığı verdi:
"8 Kasım günü gazetedeki köşemde 'izindeyim' başlıklı yazıyla okurlardan ocak ayı
sonuna dek izin almıştım. 25 Ocak'ta Cumhuriyet Vakfı başkanını arayıp şubat
başında yazılara başlamak istediğimi söyledim. 1 Şubat pazartesi günü "yeniden
merhaba" başlıklı yazımı gönderdim. Genel yayın yönetmen yardımcısına bilgi
verdim. 'İcra kurulu başkanı Akın Bey sizinle ilgili bir karar alındığını söyledi'
karşılığını aldım. Bana hiçbir şey söylenmediğini, izne ayrılırken söz verdiğim gibi
şubat başında yeniden yazı gönderdiğimi anlattım. Biraz sonra bana döneceğini
söyledi. Aradı ve ‘Vakıf yönetimi siz izindeyken karar almış. Aktif siyaset yapanlar
artık yazı yazmayacakmış' dedi. Bunun doğruluğu yanlışlığı bir yana, en azından
bana bilgi verilmesi gerekirdi."
Balbay bunun üzerine icra kurulu başkanıyla konuştuğunu ve kendisiyle şu
düşünceleri paylaştığını açıkladı:
"Cumhuriyet bir fikri gazetesi. Kurucusu Yunus Nadi, devamında Nadir Nadi
milletvekilliği de yaptı. Yakın geçmişte ve hem milletvekili olup hem köşe yazısı
yazanlar vardı. Bugün öteki gazetelerde de milletvekili yazarlar var. Sadece Birgün
gazetesinde üç CHP milletvekili yazı yazıyor. Hal böyleyken benim izinli olduğum
dönemde böyle bir karar almak üstelik de haber vermemek gazetenin hiçbir ilkesiyle
örtüşmüyor. Hem gazete sayfalarında insanların kendisinden habersiz karar alınıyor,
haksızlık yapılıyor diyeceksiniz sonra da bana bunu yapacaksınız. Ben yüzünüze
başka arkanızdan başka konuşmam. Bu tablo Cumhuriyet'te Fetoculuktan Kürtçülüğe
kadar herşey serbest ama CHP milletvekili olarak yazı yazmak yasak diye
özetlenecek bir tablodur. Üstelik ben bu gazete için bedel ödedim. Açın iddianameye
benimle ilgili bölüm Cumhuriyet'le başlıyor Cumhuriyet'le bitiyor."
Balbay kendisiyle ilgili kararın yazılı olarak iletilmesini istedi. Gazete yönetimi buna
önce evet sonra hayır dedi.
Balbay gazetecilerin bundan sonra yazı yazmak anlamında ne yapacaksınız
sorusuna şu karşılığı verdi:
"Cumhuriyetçilerin birinci sorunu bugünkü iktidar değil, kendi arasındaki birlik
beraberlik. Güçleri birleştirmek, kim nasıl katkı koyacaksa önünü açmak varken
tersini yapıyoruz. Yine de karamsar değilim. Yazacak bir yer bulurum. Zira
yazmazsam suç işlemiş gibi oluyorum. Yazmak ruhumuza işlemiş. Siyasi işlevim ne
olursa olsun kalemi bırakmaktan yana değilim."
Balbay'ın gazeteye gönderdiği, yayımlanmayan "yeniden merhaba" başlıklı yazısı
şöyle:
MUSTAFA BALBAY
GÜNDEM
Yeniden Merhaba...
8 Kasım pazar günü “İzindeyim” başlıklı yazıyla ocak ayı sonuna dek günlük yazılara
ara verdiğimi duyurmuştum.
Yeniden merhaba...
Son üç aya neler sığdığını sıralasak sütun yetmez. Yazılara ara vermeden önce
gazetemizin genel yayın yönetmenine telefon etmiş izin almıştım. Bunu da 8 Kasım
tarihli izin yazısında şöyle paylaşmıştım:
Cumhuriyette gelenektir; genel yayın yönetmeninden ön izin alınır, ama asıl izin
okurdan alınır...
Kasım ayı başında telefonla konuşup izin için anlaştığımız Genel Yayın
Yönetmenimiz sevgili Can Dündar, Ankara Temsilcimiz Erdem Gül’le birlikte 26
Kasım günü tutuklandı. Ertesi gün soluğu Silivri’de aldım. Onları yeni inşa edilen 9
nolu cezaevine koymuşlar. Burası bizim Silivri günlerimizde inşaat halindeydi.
Görevliler, “bitince sizi oraya sevk edeceğiz” demişlerdi.
27 Kasım cuma günü öğleden sonra 9 nolu cezaevinin beton kokan açık görüş
salonunda Can ve Erdem’le kucaklaştıktan sonra Can, o bildiğimiz gülümsemesiyle
seslendi:
“Nöbeti biz devraldık...”
O günden beri her sabah güne sosyal medyada Can ve Erdem’le başlıyorum. Bu
tutsaklığı kabul etmiyoruz. Alışmayacağız.
Önümüzdeki bahar ayları boyunca Türkiye’nin iki ana gündemi olacak. Biri
Erdoğan’ın öteki Türkiye’nin gündemi.
Erdoğan’ınki malum; başkanlık sistemi. Her şeyi dönüp dolaştırıp başkanlığa
getiriyor.
Bir yandan parlamenter sistemin bittiğini söylüyor bir yandan da parlamentonun bir an
önce başkanlık sistemine geçişin önünü açmasını istiyor.
Planına göre, Meclis başkanlık sistemiyle ilgili yasayı kabul edecek, tabii kendisi de
onalayacak. Ama kesin kabul halk tarafından yapılacak. Halk oylamasının içine
başkanlığın yanı sıra toplumun geniş kesimlerine sempatik gelecek maddeler de
eklenecek.
Böylece toplu bir paket halinde halkın önüne konacak. Tıpkı 12 Eylül 2010
referandumunda olduğu gibi. Orada Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’nun ve
Anayasa Mahkemesi’nin yapısını değiştiren iki madde önemliydi. Öteki maddeler işin
süsüydü.
Kaldı ki o değişiklikten kısa bir süre sonra HSYK’dan yine yakınmaya başladılar .
Şimdi başkanlık sistemiyle ilgili benzer bir senaryo yazılıyor. Buna sadece muhalefet
partilerinin değil, AKP milletvekillerinin de karşı çıkması gerekir. Hangi aklı başında
milletvekili kendi işlevini sıfırlayacak bir değişiklikle evet der?
Halkın ana gündemi ise terör, iç barış ve bunlarla koşut seyreden ekonomi. 7
Haziranda umutla 1 Kasımda ise korkuyla oy veren seçmen 2016’ya endişeleri artmış
olarak girdi.
* * *
Hiç değişmeyen gündem ise hak, hukuk, adalet arayışı.
Can Dündar ve Erdem Gül’ün gazeteye aktardıkları haber ve yorumlarından casusluk
suçu üreten savcılığın İddianamesinin kamuoyuna duyurulduğu hafta, yıllardır süren
askeri casusluk davasının son duruşması vardı. Bu duruşmada kararını açıklayan
mahkeme başkanı söze şöyle başladı:
“Aslında bu davaya dijital terör davası demek gerekir...”
Bu sözün ardından tüm sanıkların beraat kararını açıkladı.
Yakın gelecekte Dündar-Gül Davası da aynı şekilde sonuçlanacak.
Son 7-8 yıldır Türkiye’nin gündeminde olan davalarda karanlık bir “delil üretim
merkezinin” olduğunu herkes biliyor. Bunun bir bölümü ortaya çıktı. Dündar-Gül
davasında ise delil üretme gereği de görülmemiş.
Ortaçağ’da kralların tutuklama yetkisi vardı. Kralın istediği kişi tutuklandıktan sonra
sorarlardı; efendim bu kişiyi neyle suçlayacağız? Kral genellikle şu karşılığı verirdi:
- Hele zindana atın, ötesine sonra karar veririz.
Başkanlık sisteminin ne getireceğini hala merak eden varsa, hukuk sistemine göz
atsın yeter.