Bugun...



BALBAY CUMHURİYET’TE “YENİDEN MERHABA” DİYEMEDİ

CHP İzmir milletvekili Mustafa Balbay'ın Cumhuriyet gazetesinde yazılarına son verildi. Genel başkanlık yarışı nedeniyle yazılarına ocak ayı sonuna dek ara veren Balbay'ın 1 Şubat'ta gazeteye gönderdiği yazı yayımlanmadı.

facebook-paylas
Güncelleme: 02-02-2016 18:04:03 Tarih: 02-02-2016 17:52

BALBAY CUMHURİYET’TE “YENİDEN MERHABA” DİYEMEDİ

Balbay, gazetecilerin, “Cumhuriyet’te yeniden yazmaya ne zaman başlayacaksınız" 

sorusuna şu karşılığı verdi:

"8 Kasım günü gazetedeki köşemde 'izindeyim' başlıklı yazıyla okurlardan ocak ayı 

sonuna dek izin almıştım. 25 Ocak'ta Cumhuriyet Vakfı başkanını arayıp şubat 

başında yazılara başlamak istediğimi söyledim. 1 Şubat pazartesi günü "yeniden 

merhaba" başlıklı yazımı gönderdim. Genel yayın yönetmen yardımcısına bilgi 

verdim.  'İcra kurulu başkanı Akın Bey sizinle ilgili bir karar alındığını söyledi' 

karşılığını aldım. Bana hiçbir şey söylenmediğini, izne ayrılırken söz verdiğim gibi 

şubat başında yeniden yazı gönderdiğimi anlattım. Biraz sonra bana döneceğini 

söyledi. Aradı ve ‘Vakıf yönetimi siz  izindeyken karar almış. Aktif siyaset yapanlar 

artık yazı yazmayacakmış' dedi. Bunun doğruluğu yanlışlığı bir yana, en azından 

bana bilgi verilmesi gerekirdi."

Balbay bunun üzerine icra kurulu başkanıyla konuştuğunu ve kendisiyle şu 

düşünceleri paylaştığını açıkladı:

"Cumhuriyet bir fikri gazetesi. Kurucusu Yunus Nadi, devamında Nadir Nadi 

milletvekilliği de yaptı. Yakın geçmişte ve hem milletvekili olup hem köşe yazısı 

yazanlar vardı. Bugün öteki gazetelerde de milletvekili yazarlar var. Sadece Birgün 

gazetesinde üç CHP milletvekili yazı yazıyor. Hal böyleyken benim izinli olduğum 

dönemde böyle bir karar almak üstelik de haber vermemek gazetenin hiçbir ilkesiyle 

örtüşmüyor. Hem gazete sayfalarında insanların kendisinden habersiz karar alınıyor, 

haksızlık yapılıyor diyeceksiniz sonra da bana bunu yapacaksınız. Ben yüzünüze 

başka arkanızdan başka konuşmam. Bu tablo Cumhuriyet'te Fetoculuktan Kürtçülüğe 

kadar herşey serbest ama CHP milletvekili olarak yazı yazmak yasak diye 

özetlenecek bir tablodur. Üstelik ben bu gazete için bedel ödedim. Açın iddianameye 

benimle ilgili bölüm Cumhuriyet'le başlıyor Cumhuriyet'le bitiyor."

Balbay kendisiyle ilgili kararın yazılı olarak iletilmesini istedi. Gazete yönetimi buna 

önce evet sonra hayır dedi.

Balbay gazetecilerin bundan sonra yazı yazmak anlamında ne yapacaksınız 

sorusuna şu karşılığı verdi:

"Cumhuriyetçilerin birinci sorunu bugünkü iktidar değil, kendi arasındaki birlik 

beraberlik. Güçleri birleştirmek, kim nasıl katkı koyacaksa önünü açmak varken 

tersini yapıyoruz. Yine de karamsar değilim. Yazacak bir yer bulurum. Zira 

yazmazsam suç işlemiş gibi oluyorum. Yazmak ruhumuza işlemiş. Siyasi işlevim ne 

olursa olsun kalemi bırakmaktan yana değilim."

Balbay'ın gazeteye gönderdiği, yayımlanmayan "yeniden merhaba" başlıklı yazısı 

şöyle:

MUSTAFA BALBAY 

GÜNDEM

Yeniden Merhaba... 

8 Kasım pazar günü “İzindeyim” başlıklı yazıyla ocak ayı sonuna dek günlük yazılara 

ara verdiğimi duyurmuştum.

Yeniden merhaba...

Son üç aya neler sığdığını sıralasak sütun yetmez. Yazılara ara vermeden önce 

gazetemizin genel yayın yönetmenine telefon etmiş izin almıştım. Bunu da 8 Kasım 

tarihli izin yazısında şöyle paylaşmıştım:

Cumhuriyette gelenektir; genel yayın yönetmeninden ön izin alınır, ama asıl izin 

okurdan alınır...

Kasım ayı başında telefonla konuşup izin için anlaştığımız Genel Yayın 

Yönetmenimiz sevgili Can Dündar, Ankara Temsilcimiz Erdem Gül’le birlikte 26 

Kasım günü tutuklandı. Ertesi gün soluğu Silivri’de aldım. Onları yeni inşa edilen 9 

nolu cezaevine koymuşlar. Burası bizim Silivri günlerimizde inşaat halindeydi. 

Görevliler, “bitince sizi oraya sevk edeceğiz” demişlerdi.

27 Kasım cuma günü öğleden sonra 9 nolu cezaevinin beton kokan açık görüş 

salonunda Can ve Erdem’le kucaklaştıktan sonra Can, o bildiğimiz gülümsemesiyle 

seslendi:

“Nöbeti biz devraldık...”

O günden beri her sabah güne sosyal medyada Can ve Erdem’le başlıyorum. Bu 

tutsaklığı kabul etmiyoruz. Alışmayacağız. 

Önümüzdeki bahar ayları boyunca Türkiye’nin iki ana gündemi olacak. Biri 

Erdoğan’ın öteki Türkiye’nin gündemi.

Erdoğan’ınki malum; başkanlık sistemi. Her şeyi dönüp dolaştırıp başkanlığa 

getiriyor.

Bir yandan parlamenter sistemin bittiğini söylüyor bir yandan da parlamentonun bir an 

önce başkanlık sistemine geçişin önünü açmasını istiyor. 

Planına göre, Meclis başkanlık sistemiyle ilgili yasayı kabul edecek, tabii kendisi de 

onalayacak. Ama kesin kabul halk tarafından yapılacak. Halk oylamasının içine 

başkanlığın yanı sıra toplumun geniş kesimlerine sempatik gelecek maddeler de 

eklenecek. 

Böylece toplu bir paket halinde halkın önüne konacak. Tıpkı 12 Eylül 2010 

referandumunda olduğu gibi. Orada Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’nun ve 

Anayasa Mahkemesi’nin yapısını değiştiren iki madde önemliydi. Öteki maddeler işin 

süsüydü. 

Kaldı ki o değişiklikten kısa bir süre sonra HSYK’dan yine yakınmaya başladılar . 

Şimdi başkanlık sistemiyle ilgili benzer bir senaryo yazılıyor. Buna sadece muhalefet 

partilerinin değil, AKP milletvekillerinin de karşı çıkması gerekir. Hangi aklı başında 

milletvekili kendi işlevini sıfırlayacak bir değişiklikle evet der? 

Halkın ana gündemi ise terör, iç barış ve bunlarla koşut seyreden ekonomi. 7 

Haziranda umutla 1 Kasımda ise korkuyla oy veren seçmen 2016’ya endişeleri artmış 

olarak girdi. 

* * *

Hiç değişmeyen gündem ise hak, hukuk, adalet arayışı.

Can Dündar ve Erdem Gül’ün gazeteye aktardıkları haber ve yorumlarından casusluk 

suçu üreten savcılığın İddianamesinin kamuoyuna duyurulduğu hafta, yıllardır süren 

askeri casusluk davasının son duruşması vardı. Bu duruşmada kararını açıklayan 

mahkeme başkanı söze şöyle başladı:

“Aslında bu davaya dijital terör davası demek gerekir...”

Bu sözün ardından tüm sanıkların beraat kararını açıkladı.

Yakın gelecekte Dündar-Gül Davası da aynı şekilde sonuçlanacak.

Son 7-8 yıldır Türkiye’nin gündeminde olan davalarda karanlık bir “delil üretim 

merkezinin” olduğunu herkes biliyor. Bunun bir bölümü ortaya çıktı. Dündar-Gül 

davasında ise delil üretme gereği de görülmemiş.

Ortaçağ’da kralların tutuklama yetkisi vardı. Kralın istediği kişi tutuklandıktan sonra 

sorarlardı; efendim bu kişiyi neyle suçlayacağız? Kral genellikle şu karşılığı verirdi:

- Hele zindana atın, ötesine sonra karar veririz.

Başkanlık sisteminin ne getireceğini hala merak eden varsa, hukuk sistemine göz 

atsın yeter.







Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER MEDYA Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI