"Demek ki boşlukta yazıyormuş insan. Koşturup dururken vakit kalmıyor, başımı yastığa koysam diye uyku vaktini iple çekiyorum. Dört gün ara ile Ankara-Alaçatı, Alaçatı- Ankara yolu yapınca, hem iş hem eğlence, hem sinir harbi, hem keyif ve gece hayatı kendime gelmemi sağladı. Malum 2.derece sit olan bir eve, ha deyince tadilat yaptıramayınca, her fırsatta gider kalırım diye, evi kalınacak hale getirmek gerekti. Neyse ki temizlik, badana yapılınca, bir gece evimde yatabildim. Tabii şişme yer yatağı ile 118 yıllık bir evde yerde yatarsan, yoldan geçen her aracın ve insanın hareketlerini kulağının içinde duymanla ne kadar rahat uyursun düşünün artık. Ve evde ilk kez kaldığında evin hayaletleri, perileri, cinleri olmasın diye bildiğin tüm duaları okuyarak sızarsın. Yöre halkının cana yakınlığı ile başım dönüp şımarınca sandım ki, işleri de böyle sorunsuz, güllük gülistanlık olacak… Nerdeeee… Evi aldığım İbrahim Bey demişti aslında “biz İzmir'liler biraz tembeliz, keyif yapmayı severiz” diye, kulağıma küpe olmamış… Ve benim gibi iş yaptırmayı beceremeyen biri için, gergin zamanlar da az olmadı… Böylece tanışmış olduk Alaçatı piyasası ile hayırlısı. Her gelen geçen teyzenin “ evi kaça aldın ve naapçan? oturcan mı?” sorularına cevap yetiştirme ve tanışma münasebetlerim eğlenceliydi. Mesure teyze geçerken “eee temizledin mi evi?” diye sorunca dayanamayıp “Naapçan?” dedim ve gülüştük… “Bayramda gelicem elini öpmeye ona göre şekerimi hazır et “ diyerek de vedalaştık ayrılırken." 2011 yılının temmuzunda kişisel bloğumda yazdığım bir yazıdan alıntı yaptım size. Hacı Memiş Mahallesi'ndeki o evin restorasyon projesi bir türlü Anıtlar kurulundan çıkamayıp, üstüne de müşterisi olunca sattım gitti. Ama dedim ya, ben Alaçatı'ya bağımlıyım, hemen başka bir ev bakınmaya başladım, gitmeyeceğim yahu bu memleketten. Derken bu evi buldum, Yeni Mecidiye Mahallesi'nde, halk arasında nam-ı diğer Roman Mahallesi... Çünkü illa ki köy içinde oturmam lazım, bana komşu lazım. Gene ustalar, kahırlar, gecikmeler, sinir harpleri falan bitmeden yaz geldi. Komşularla tanışmaya başladım yavaştan. Fakat bu mahallede teyzeler, amcalar evden getirdikleri sandalyelerle bir ağacın altında toplanıp oturuyorlar. Günlük işlerden, hastalıklarından,ilaçlarından bahsediyor, gelen geçene laf atıp, hal hatır soruyorlar. Aman be cennete düştüm. Gençler var, yakışıklı güzel hepsi, kalemle çizilmişler mübarek. Bir de müzisyenler. Bazı akşamlar yaşlılara eşlik edip , çalmaya söylemeye başlıyorlar ya, ooff ne sesler var yahu. Hatta geçen yaz misafirim olan, Oslo'da yaşayan kardeşim bir gece dayanamayacağım abla ya... ben bi aşağı inip, iki göbek atıp geleyim demez mi? Onlar oynar, biz oynar, gelen geçen oynar, turistler oynar... Kış gelmesin hiç.... Hayat ne güzel burada... Not: Bu arada 2012 temmuz'dan beri kışları da İzmir'deyim ama ben Alaçatı'lıyım ve o evin inşaatı hala bitmemiş :) Bayramınızı kutluyor, büyüklerin ellerinden öpüyorum. Sahiden, gelip görebilirsiniz.